Ana içeriğe atla

Üriner Inkontinansa Yaklaşım

Üroloji ve kadın doğum branşlarında asistan ve uzman hekimlerin katılımıyla oluşturduğumuz
bu anket çalışmasında bu hekimlerin üriner inkontinansa yaklaşımlarını ve bunun niteliğini irdelemeyi
amaçladık. 369 tıp doktoruna (225 Ürolog, 144 kadın doğum doktoru) 7 sorudan oluşan
bir anket verildi. Ankette hekimlerin kadınlarda üriner inkontinansı sorgulayıp sorgulamadıkları,
sorguluyorlarsa nasıl bir yol izledikleri, tedavi yaklaşımları; sorgulamıyorlarsa bunun nedenlerini
irdelemeye yönelik sorular soruldu.

Uluslararası kontinans derneği (ICS), üriner
inkontinansı her türlü idrar tutamama
şikayeti olarak tanımlar. Kadınlarda
erkeklere oranla 3-4 kat daha fazla
görülür ve yaşla birlikte her iki cinste
de artar. Üroloji polikliniğine başvuran
hastaların önemli bir kısmını
orta yaş üzerindeki bayan populasyonu
oluşturmaktadır. Kadınlarda inkontinans
prevalansı ile ilgili %4.5 ile
%53 arasında değişen oranlar bildirilmiştir
(1). Ancak bunun toplumda
yaşlılığın doğal bir seyri olarak algılanması,
tedavi edilebileceğine inanılmaması,
utanma gibi nedenlerle hasta tarafından
dile getirilmemesi, doktorlar
tarafından çeşitli nedenlerle sorgulanmaması
bu problemin ortaya çıkartılıp
tedavi edilmesine mani olmakta ya
da geciktirmektedir (2). Anlaşılacağı
üzere bu yaş gurubunda üriner inkontinansın
ortaya konmasında hem hasta
hem de hekim faktörü çok önemlidir.
Üroloji (n:225) ve kadın doğum
(n:144) branşlarında asistan ve uzman
hekimlerin katılımıyla oluşturduğumuz
bu anket çalışmasında bu hekimlerin
üriner inkontinansa yaklaşımlarını ve bunun niteliğini irdelemeyi
amaçladık.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

8)EGO BÜTÜNLEŞMESİ YA DA UMUTSUZLUK DÖNEMİ

8)EGO BÜTÜNLEŞMESİ YA DA UMUTSUZLUK DÖNEMİ Psikososyal kriz: ego bütünlüğü ve umutsuzluk Egonun güçlenmesi sonucu gelişen duygu: bilgelik Yaşlılık dönemini kapsar. Özerklik duygusu zayıflamakta, girişimcilik kaybolmakta, yakınlık ve üretkenlik azalmaktadır. Yaşlı birey beden ve zihin arasındaki bozulan bütünlüğü sağlamak, hayata düzen ve anlam verebilmek için bir araç olarak felsefeyi kullanır. Benlik bütünlüğü benliğin kendi içinde bir düzen ve anlamının bulunmasıdır. Olumlu, olumsuz, acı, tatlı yönleri ile bütün bir yaşamın olduğu gibi kabul edilişidir, geleceğin korku ve endişe ile karşılanmamasıdır. Ego bütünlüğü bedendeki güç kaybı, bellekte zayıflama ve toplumsal açıdan da üretkenlik ve sorumlulukla ilgili kayıpların bir denge içinde bir arada tutulmasıdır. Geçmişin yeni baştan yaşanabilmesi için bir pişmanlık yoktur. Benlik bütünlüğüne ulaşmış kişi ölümden korkmaz. Bu evrede daha önceki dönemlerde kazanılmış benlik özelliklerinin iyice olgunlaşması ve birbirleriyle bütünleştiril...

AĞRININ ANATOMİSİ VE FİZYOLOJİSİ

AĞRININ ANATOMİSİ VE FİZYOLOJİSİ PERİFERAL RESEPTÖRLER Ağrı bilinç durumu ile ilişkili duyusal ve duygusal bir deneyimdir. Bir bireyin ne düzeyde ağrı hissedeceği hoşa gitmeyen uyaranların oluşturduğu ağrı uyarısı ve bu ağrıyı düzenleyen süreçlerin birbirleri ile etkileşimlerinin sonucudur. Ağrı deneyimini, nosisepsiyondan ayırt etmek önemlidir. Ağrı deneyimi hoşa gitmeyen uyaranların, ağrı şekline dönüşümünde görev alan nöral süreçleri tanımlar. Ağrı ve doku hasarı arasındaki ilişki çoğu hasta ve hekim tarafından yanlış anlaşılmaktadır. Daha fazla doku hasarının daha yoğun ağrı hissi uyandıracağı varsayımı sezgiseldir: inatçı ağrısı olan hasta zaman içinde ağrı şikayeti üzerine yoğunlaşır ve muayene eden hekim bu ağrı şikayetine yol açabilecek herhangi bir bulgu genellikle bulamaz ve hasta gözünde güvenilmez hale gelir. Doku hasarı derecesi ile ağrı şiddeti arasında basit bir doğrusal ilişki olmadığının anlaşılması ve ağrı deneyiminin karmaşıklığının ve birçok etkenden etkilendiğinin ...

MAKROLİDLERE VE LİNKOZAMİDLERE DİRENÇ MEKANİZMASI:

MAKROLİDLERE VE LİNKOZAMİDLERE DİRENÇ MEKANİZMASI: DİRENÇ ELEMANLARININ YAPISI VE KLİNİK ETKİLERİ klinik izolatlarda makrolid ve linkozamid dirençlerinde artış olduğu bildirilmiştir. ribozomal modifikasyon, antibiyotik effluksü, ve ilaç inaktivasyonu gibi multiple direnç mekanizmaları çeşitli direnç fenotiplerinin oluşmasına neden olur. in vitro makrolit direncinin klink önemiyle ilgili bir tartışma mevcuttur.Son veriler bakteri eridikasyonuyla Çocuklarda akut otitis media klinik sonuçlarının korelasyon halinde olduğunu göstermesine rağmen , makrolid tedavisiyle makrolid-resisdant pnömokokların eradikasyonunda gecikme olmasıyla sonuçlanmıştır. bu sonuçlara göre in vitro makrolid rezistansının belirlenmesi ve klavuz tedavisinin duyarlılık testlerinin doğru analizlenmesinin gerektiğini desteklemektedir. makrolidler >15 dekaddan beri bilinmektedir ve tedavi için eritromisin başlanmasıyla birlikte bir çok molekül klinik kullanım için geliştirilmiştir. gram-pozitif...