Ana içeriğe atla

nevus 2

Displastik nevus (DN) tartışmaya neden olması devam etmektedir ve melanoma için risk işareti ve prekürsoru olması tartışılmaktadır (1-5).bu tartışmalar daha çok hem klinik hem histolojik displastik nevus tanımlanma kriterleri üzerinde fikir birliğinin eksikliğiyle ilgilidir.bu histolojik tanımla ilgili olarak , bu alanda çalışanlar DN nin tanısındaki gerekli sitolojik atipinin öneminde zorluk çekmektedirler (6).diğerleri de yapısal değişimlerin lehinde olan atipinin gerekliliğinden kaçınmaktadır , özellikle “omuz” fenomonisi önemli,örn, bir kompund nevusda dermal komponentin ötesine junktional proliferatif komponentin uzaması(3).böylece DN nin tanısı için histopatolojik guideline’nın yerine ,evrensel olarak kabul görülen kriterler ve bu kriterleri ilgili kantitatif bilgiler mevcut değildir.
Ailesel olmayan melanomdaki DN nin klinikopatolojik kendine has özellikleri vadır(7-9) : DN nin bir veya birkaç klinik özelliğinin ailesel olmayan melanomlarla(sporadik) sekiz kat veya daha yüksek birlikte gözükmesi(10-12).benzer birliktelik durumu “ailesel displastik nevus sendromunda” daha iyi belgelenmiştir çünkü (1) binden fazla çalışma birikmiştir, her çalışma melanom riskinde önemli yükselme olduğunu göstermektedir; (2) hedef populasyonda sporadik melanomlar daha iyi tanımlanmıştır; ve (3) hedef populasyondaki katılımcı bireyler belgelenmiştir (9-12).

Çünkü DN nın tanısında nükleer atipi ağırlık kazanmıştır (13-15), bu rapor, sporadik melanomu olan hastalardan alınan nevomelanotik nevusda DN inin tanınması için nükleer atipi ve yapısal parametreler arasındaki birlikteliğini ölçmektedir.bilgilerimize göre, ilkkez bu birliktlğin yaygın olduğu bulundu.bundan dolay histolojik displazi sınırlar daha kesin belirlendi ve klinik parametrelerle histolojik kriterlerin korele olmuştur.bizim amacımız DN nin histolojik tanısı için yapısal özelliklerin gerekliliğini tanımlamaktır.daha sonraki raporlarda, ailesel olmayan melanomlarda DN nin klinik özelliklerini tamamen şekillndireceğiz.

METARYAL VE METODLAR
Çalışmadaki populasyon 1 ocak 1983 ve 1 temmuz 1987 yıllarında yale melanoma kliniginde ilkkez tanı almış melanoma hastalarından oluşmaktadır.çalışma için uygun hastaların özellikleri 70 yaşından küçük İspanyol olmayan beyazlar ve kalıtsal melanoma riski olmayanlardır.bu çalışmada toplam 153 hasta katıldı.aşağıda tanımlandığı gibi final istatistiğinde 106 hastada yapıldı.
Çalışmaya katılan bütün hastalara kapsamlı deri muayenesi yapılmıştır.bu hastaların çoğunluğun da 15 den fazla dermatolojik klinik değişkenleri kayıt edildi; bu değişkenler, saç rengi , nevus sayısı, atipik nevus özellikleridir.DN de altıdan fazla atipik nevusun klinik özellikleri kayıt edildi, bunlar; büyüklük (çapları 5 mm den fazla), kötü tanımlanmış sınır,irregüler sınır, renk değişikliği.sonraki özeliklere ve hekimlerin fikir birliğine dayarak , klinik olarak en çok atipik lezyonlar derin eksizyon veya saucerization tekniğiyle alındı.
Klinik özelikleri ve klinik fotografların detaylı analizinin yayınlanması hazırlanmaktadır.bu histopatolojik çalışmanın amacı için, önceki çalışmalardaki bir veya daha fazla benzer atipik nevusların prevalansları kayıt edilmelidir (9).örnek olarak, Dn nin klinik dört veya daha fazla kriteriyle birlikte hastaların %31.1 i en az bir nevusu bulunmaktadır.aşağıda tanımladığı gibi, hastaların %17 sinin biyopsisinde en az bir nevusunda nükleer atipi olduğu doğrulanmıştır.bütün örnekler %10 formalinle fixlenmiştir ve 5 m (mikron) kalınlığında kesitler ve hematoksilen-eozinle boyanmıştır.bütün örnekler bir dermatolojist tarafından sınıflanmıştır ve ikinci biri (p.d.) tarafından kontrol edilmiştir. Yaklaşık olarak üçte biri final kategorizasyonundan önce eşzamanlı olarak kesi incelenmesisırasında tartışılmıştır.tekrarlanabilir veriler kayıt edilmemiştir.her lezyon için standardize protokol geliştirilmiştir.parametreler aşağıdaki gibi değerlendirilmiştir.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

8)EGO BÜTÜNLEŞMESİ YA DA UMUTSUZLUK DÖNEMİ

8)EGO BÜTÜNLEŞMESİ YA DA UMUTSUZLUK DÖNEMİ Psikososyal kriz: ego bütünlüğü ve umutsuzluk Egonun güçlenmesi sonucu gelişen duygu: bilgelik Yaşlılık dönemini kapsar. Özerklik duygusu zayıflamakta, girişimcilik kaybolmakta, yakınlık ve üretkenlik azalmaktadır. Yaşlı birey beden ve zihin arasındaki bozulan bütünlüğü sağlamak, hayata düzen ve anlam verebilmek için bir araç olarak felsefeyi kullanır. Benlik bütünlüğü benliğin kendi içinde bir düzen ve anlamının bulunmasıdır. Olumlu, olumsuz, acı, tatlı yönleri ile bütün bir yaşamın olduğu gibi kabul edilişidir, geleceğin korku ve endişe ile karşılanmamasıdır. Ego bütünlüğü bedendeki güç kaybı, bellekte zayıflama ve toplumsal açıdan da üretkenlik ve sorumlulukla ilgili kayıpların bir denge içinde bir arada tutulmasıdır. Geçmişin yeni baştan yaşanabilmesi için bir pişmanlık yoktur. Benlik bütünlüğüne ulaşmış kişi ölümden korkmaz. Bu evrede daha önceki dönemlerde kazanılmış benlik özelliklerinin iyice olgunlaşması ve birbirleriyle bütünleştiril...

AĞRININ ANATOMİSİ VE FİZYOLOJİSİ

AĞRININ ANATOMİSİ VE FİZYOLOJİSİ PERİFERAL RESEPTÖRLER Ağrı bilinç durumu ile ilişkili duyusal ve duygusal bir deneyimdir. Bir bireyin ne düzeyde ağrı hissedeceği hoşa gitmeyen uyaranların oluşturduğu ağrı uyarısı ve bu ağrıyı düzenleyen süreçlerin birbirleri ile etkileşimlerinin sonucudur. Ağrı deneyimini, nosisepsiyondan ayırt etmek önemlidir. Ağrı deneyimi hoşa gitmeyen uyaranların, ağrı şekline dönüşümünde görev alan nöral süreçleri tanımlar. Ağrı ve doku hasarı arasındaki ilişki çoğu hasta ve hekim tarafından yanlış anlaşılmaktadır. Daha fazla doku hasarının daha yoğun ağrı hissi uyandıracağı varsayımı sezgiseldir: inatçı ağrısı olan hasta zaman içinde ağrı şikayeti üzerine yoğunlaşır ve muayene eden hekim bu ağrı şikayetine yol açabilecek herhangi bir bulgu genellikle bulamaz ve hasta gözünde güvenilmez hale gelir. Doku hasarı derecesi ile ağrı şiddeti arasında basit bir doğrusal ilişki olmadığının anlaşılması ve ağrı deneyiminin karmaşıklığının ve birçok etkenden etkilendiğinin ...

MAKROLİDLERE VE LİNKOZAMİDLERE DİRENÇ MEKANİZMASI:

MAKROLİDLERE VE LİNKOZAMİDLERE DİRENÇ MEKANİZMASI: DİRENÇ ELEMANLARININ YAPISI VE KLİNİK ETKİLERİ klinik izolatlarda makrolid ve linkozamid dirençlerinde artış olduğu bildirilmiştir. ribozomal modifikasyon, antibiyotik effluksü, ve ilaç inaktivasyonu gibi multiple direnç mekanizmaları çeşitli direnç fenotiplerinin oluşmasına neden olur. in vitro makrolit direncinin klink önemiyle ilgili bir tartışma mevcuttur.Son veriler bakteri eridikasyonuyla Çocuklarda akut otitis media klinik sonuçlarının korelasyon halinde olduğunu göstermesine rağmen , makrolid tedavisiyle makrolid-resisdant pnömokokların eradikasyonunda gecikme olmasıyla sonuçlanmıştır. bu sonuçlara göre in vitro makrolid rezistansının belirlenmesi ve klavuz tedavisinin duyarlılık testlerinin doğru analizlenmesinin gerektiğini desteklemektedir. makrolidler >15 dekaddan beri bilinmektedir ve tedavi için eritromisin başlanmasıyla birlikte bir çok molekül klinik kullanım için geliştirilmiştir. gram-pozitif...